Haber Detayı
05 Eylül 2017 - Salı 23:12
 
Helal Kazancın Önemi
Abdullah b. Mesud r.a.’tan rivayet edildiğine göre; Rasulullah s.a.v. helal kazanç konusunda şöyle buyurmuştur: “İslâm’ın farz olan temel ilimlerini öğrendikten sonra, rızkını helalinden kazanmak da farzdır.”(Taberanî, el-Kebir, No: 9994; Beyhakî, Sünen-i Kübra, VI, 128)
İslam Haberi


Allah Rasulü s.a.v., farz olması noktasında, ilimle helal kazancı bir tutmuş, her ikisi için de gayret edilmesini gerekli görmüştür. Cahil için ilim farz olduğu gibi, geçim için de helal kazanç farzdır. Farzlar, dinin kesin emirleri olduğu için hükmü kıyamete kadar devam eder. Helal kazanç emredildiğine göre, bu emir helalin her devirde bulunduğunu gösterir. Çünkü olmayan bir şeyi aramak bize emredilmemiştir.

Şu halde, helal kazanç muhakkak vardır. Onu aramak da bize farz kılınmıştır. Fakat helal rızık yolu dardır, ona ulaşma yolları gizlidir, o yollardan rızkın peşine düşmek oldukça meşakkatlidir. Helal yoldan kazanç elde etmek yorucudur. Bunlarla birlikte, helale yönelenler azdır ve peşine düşenler halk içinde yalnız durumdadır. Helal kazanca giden yollar, nefslerin hoşlanmadığı yollardır.

Farzlara ait bir takım ilim ve hükümler vardır. Kim bir farzın ilimlerini tam olarak bilmez ve hükümlerini yerine getirmezse, sanki onları hiç bilmiyormuş gibidir. Hz. Ömer r.a. çarşı pazarı kamçısıyla dolaşır ve oradakilere: “Buralarda ancak fıkıh hükümlerini iyi bilenler ticaret yapsınlar; yoksa (bilmeden) faiz yer, harama düşer.” derdi.

Alimlerden biri der ki: “Önce fıkhını iyi öğren, sonra çarşıya gir, alışveriş yap!” Bu alim, Hz. Peygamber s.a.v.’in: “İlim öğrenmek her müslümana farzdır.”(İbn Mace, Mukaddime, 17; Beyhakî, Şuabu’l-İman, No: 1663) hadisini şöyle yorumlamıştır: “Farz ilim, helal ve haram olan şeylerle alışverişi ilgilendiren hükümleri bilmektir. Bir kimse bu işleri yapacağı zaman, onun ilmini bilmesi farz olur.”

Bir hadiste de şöyle buyrulmuştur: “Kim ailesi için helalinden rızık kazanmaya çalışırsa, o kimse Yüce Allah yolunda cihat eden kimse gibidir. Kim dünyada, iffet içinde yaşamak için helal rızık ararsa, ölünce şehitlerin derecesinde olur.” (Taberanî, el-Evsat, No: 5321; Deylemî, Firdevsü’l-Ahbar, No: 5722)

Alimlerden biri mücahitlerden birine şöyle demiştir: “Yiğit kimselerin amelini sen de yapıyor musun? Yiğitlerin ameli, helal rızık kazanmak ve ailesine helalinden yedirip içirmektir.”

Şuayb b. Harb rh.a. şöyle buyurur: “Kendine, ailene veya kardeşlerinden birisine harcadığın helalinden kazanılmış az bir parayı bile küçük görme! Belki o helal rızık bir mümini doyurur da senin affına vesile olur.”

Peygamber Efendimiz s.a.v. şöyle buyurmuştur: “Kim kırk gün helal lokma yerse, Allah onun kalbini nurlandırır, kalbinden hikmet pınarları akıtır.” (Ebu Nuaym, Hilye, V, 215; İbnu Esir, Camiu’l-Usûl, XI, 557). Denilmiştir ki: “Kim helal yer ve Sünnet üzere amel ederse, o kişi bu ümmetin abdal sınıfını oluşturan seçkin velilerindendir.”

İbrahim b. Edhem k.s. hazretlerinin şöyle buyurduğu rivayet edilir: “Yüksek makamlara ulaşan şerefli kullar, o makamlara hac, cihat, oruç ve namaz gibi amellerle ulaşmadılar. Bize göre (Hak katında) şerefli olan kimse, midesine ne girdiğinin farkında olan, yani rızkını helalinden yiyen kimsedir.”

Salihlerden biri demiştir ki: “En faziletli üç haslet Sünnet üzere amel etmek, helal para kazanmak ve cemaatle namaz kılmaktır.”

Sürekli İhlâs Üzere Olmak

Seleften biri şöyle der: “Takvasının Allah Tealâ’dan başkaları tarafından bilinmesini arzulayan kimse için Allah katında bir mükafat yoktur!”

Zekeriyya a.s. hakkında şöyle bir hadise nakledilir: “Zekeriyya a.s. kerpiç ile bahçe duvarını yaparken bazı insanlar yanına geldi. Hz. Zekeriyya a.s. sanatkâr bir zat olup el emeğiyle kazandığını yerdi. Bu esnada kendisine pide getirildi, yanındakileri davet etmeden yemeğini yiyip bitirdi. Onun cömertliğini ve takvasını iyi bilen yanındakiler, orada bulunanları yemeğe neden davet etmediğini sordular. Zekeriyya a.s. şöyle cevap verdi:

– Ben ücretle çalışmak üzere bu evin sahibi tarafından tutulmuş birisiyim. O iki pideyi de, onları yiyip işlerini yapacak gücü elde etmek için bana ikram ettiler. Eğer sizleri de davet etseydim, ne sizleri ne de beni doyurmaya yetmezdi. Ben de üzerime verilmiş işi tam olarak yerine getirmemiş olurdum.”

Bu durum, bir farzı yerine getirmek için faziletli bir işi terk etmeye misaldir. Ancak bu misaldeki gibi bir faziletin terk edilmesi durumunda, bir ameli işlerken olduğu gibi sahih bir niyetin bulunması gerekir.

Hasan-ı Basrî k.s. hazretleri şöyle der; “Şunlar bir müslümanın en önde gelen hasletleridir: Müslüman dilini tutar, gözlerini salıverip sağa sola rastgele bakmaz. İbadet niyetini kalbinden eksik etmez.” Yani, müslüman kendisini Allah Tealâ’ya yaklaştıracak ibadet ve taatlara girişme konusunda zaaf ve tembellik göstermez. Bu yoldaki niyeti sürekli güçlenir ve artar. Bir kimsenin yaptığı işler, gücü yetmediğinden niyetine göre daha az olabilir. Ama niyette zaaf gösterilmemelidir.

Yine Hasan-ı Basrî k.s. şöyle der: “Müminin gücü kuvveti zayıf olsa da niyeti güçlü olur. Münafığın gücü kuvveti yerinde olsa bile ameli zayıf olur!”

Rasulullah s.a.v. şöyle buyurmuştur: “Her şeyin bir hakikati vardır. Kişi, Allah Tealâ için yaptığı amelden dolayı (insanlar tarafından) övülmeyi istemeyen bir hale gelmedikçe ihlâsın hakikatine erişemez!” (Aclûnî, Keşfu’l-Hafâ, No: 2058; Zebîdî. İthaf, 13/104)

Havariler Hz. İsa a.s.’a:

– Ey Ruhullah, ihlâs nedir, diye sorduklarında Hz. İsa a.s. şu cevabı verdi:

– Yaptığı bir ameli yalnız Allah Tealâ için yapmak, amelinden dolayı başka birinden övgü beklememektir.

– Peki Allah’a karşı samimi ve içten olan kimdir, diye sordular. Hz. İsa a.s. şöyle buyurdu:

– O, insanların haklarından önce Allah Tealâ’nın hakkını yerine getirmekle işe başlayan kişidir. Ona biri dünya, diğeri ahirete dair iki iş sunulduğunda, önce Allah Tealâ’nın emrini yerine getirir.

İnsanların övgüsünden hoşlanmak dünya sevgisinin bir göstergesidir. Bu kimseler makam ve mevkisinin bilinmesinden hoşlanır, herkes tarafından tanınmak ister, insanların gözünde itibar ve hürmet görmeyi arzu eder. Halbuki bu arzusunun ona bir faydası yoktur. O kimse bu niyetini ne kadar gizlerse gizlesin, Allah katında ameli makbul değildir.
Süfyan-ı Sevrî k.s. şöyle der: “Nefsin hastalıklarını tedavi ederken bana en ağır geleni niyeti düzeltmek olmuştur. Çünkü niyet her an değişip dağılmaya, yani zayıflamaya müsaittir. Bu yüzden niyet üzerinde sürekli durmak, onunla sürekli ilgilenmek gerekir.”

Hz. Ali r.a. da şöyle buyurmuştur: “Amellerin (Allah katında) kabul edilmesi için, amelleri işlemekle beraber niyetinize özen gösteriniz. Zira takva ile işlenmiş bir amel az bir şey değildir. Allah Tealâ tarafından kabul edilmiş bir amel az sayılır mı?”

Ebu Talib El-Mekkî k.s., Kûtu’l-Kulûb’den


 

Kaynak: (imamlarburada.com) - imamlarburada Editör: admin
 SAYFAMIZI BEĞENEREK  SİTEMİZE DESTEK OLABİLİRSİNİZ.. 
 
Etiketler: Helal, Kazancın, Önemi,

 dhbt kitabı Ferhat Erdoğan

Haber Videosu
HUTBELER

ARAPÇA DERSLER

CANLI MEKKE/MEDİNE

3D CAMİLER

3D CAMİLER

Alıntı Yazarlar
Süper Lig
Takımlar
P
Av
M
B
G
O
1
Galatasaray
19
0
2
1
6
9
2
Başakşehir
18
0
1
3
5
9
3
Kasımpaşa
18
0
3
0
6
9
4
Antalyaspor
16
0
3
1
5
9
5
Göztepe
15
0
4
0
5
9
6
Beşiktaş
15
0
2
3
4
9
7
Trabzonspor
13
0
3
1
4
8
8
Konyaspor
13
0
2
4
3
9
9
Ankaragücü
13
0
4
1
4
9
10
Alanyaspor
12
0
5
0
4
9
11
Yeni Malatyaspor
12
0
3
3
3
9
12
Sivasspor
10
0
3
4
2
9
13
Bursaspor
9
0
2
6
1
9
14
Kayserispor
9
0
4
3
2
9
15
Fenerbahçe
9
0
4
3
2
9
16
Çaykur Rizespor
8
0
3
5
1
9
17
Bb Erzurumspor
5
0
5
2
1
8
18
Akhisar Bld. Spor
5
0
6
2
1
9