Haber Detayı
27 Nisan 2017 - Perşembe 23:30
 
SULTAN ABDÜLAZİZ’İN PEYGAMBERİMİZE YAZDIĞI MEKTUP
Peygamber aşığı Sultan Abdülaziz’in Hz. Muhammed’e (s.a.v.) yazdığı mektubu istifadenize sunuyoruz.
KültürSanat Haberi


Resûlullâh -sallâllâhu aleyhi ve sellem-’e son derece sevdâlı bir pâdişah olan Abdülazîz Han, Ravza-i Mutahhara’ya konulmak üzere Hazret-i Peygamber’in rûhâniyetine hitâben Medîne’ye çok içli bir mektup göndermiştir. Bu mektuptan bâzı cümleleri arz ediyoruz:

“Bismillâhi’r-Rahmâni’r-Rahîm.

Bir olan Allâh’a hamd olsun!
Salât ü selâm da Sen’in üzerine olsun yâ Resûlallâh!
Salât ü selâm, Sen’in üzerine olsun yâ Habîballâh!
Salât ü selâm, Sen’in üzerine olsun ey ümmetin Peygamberi!..

Sultan Abdülaziz’in Peygamber Efendimize yazdığı mektubun orijinal metni

Dostluğa hakkıyla riâyet eden, ihsan ve cömertliğin değişmez şiârı ve; «Sen olmasaydın kâinâtı yaratmazdım!» yüce hitâbının muhâtabı, varlıkların iftihar kaynağı, Efendiler Efendisi, şefaatçimiz, sığınağımız, her işi temiz ve her işi zarif olan, ayak tozu bile pırıl pırıl parlayan, varlıklar âleminin en yüce terbiyecisi, ıtır saçan feyizli eserlerin sâhibi, muhabbeti bütün kâinâtı dolduran, peygamberlerin sonuncusu ve sığınağı, kıyâmet gününün seyyidi, ümmetinden günahkâr olanların şefaatçisi, vahdet meclisinin süsü, peygamberlik eyvânının suffe zîneti, nebîlik dîvânının hâkimi, Halîm olan Allâh’ın yoluna girenlerin peygamberi, Rahîm olan Allâh’ın sevgilisi!

Bütün bu sıfatlarla kasdettiğim, Muhammed Mustafâ Hazretleri…

O’nun nurlu şebekesine, pırıl pırıl kabrine, sular gibi temiz ve berrak toprağına, yalvarış ve âdâb içerisinde binlerce mahcûbiyet ve hicâb duygularımla âcizâne kara yüzümü sürmek cür’etini gösterdim. O’nun güzel kokular saçan eşiğine, cezâlandırılmaya müstehak olan günahkâr alnımla, yüzbinlerce utanma, hayâ duyguları ve hürmet içerisinde (yazdığım) yığınla kederlerin ifâdesi olan bu arzuhâli sunmaya cür’et ettim…

Allâh’a hamd olsun ki beni, bizzat melekût âlemlerindeki ayların dolunayı ve ceberût semâsının parlak güneşinin kendisinden nûr ve feyz almaktan mahcûb olageldiği o kerem ve bereketi bol bol sunan Allâh’ın Sevgilisi, Rahîm ve Vehhâb olan Allâh’ın dostu, en mükemmel güzellik ve iyiliklere lâyık olan müttakîlerin serdârı Efendimiz Hazretleri’ne sadâkat ve safâ, şeref ve vefâ ile kâmil ümmet olmaya inâyet ve muvaffak kıldı…

(Yine hamd olsun ki) bütün varlıklara ve mümkün olabilecek her şeye aslî bir maya, yaratılmışlara yüksek bir temel ve yaratılmışlar içinden muazzam ve mübârek olanlara cennet nîmeti olan bereketli, muazzez ve kemâl derecede muhterem rahmet cömertliğinin kaynağının varlığından ve meleklere has olgunlukların toplanma yerinden (Hazret-i Peygamber’den ve Medîne’den) ayrı düşen o güzelim saâdet elbiselerine (Hırka-i Saâdet’e) bekçilik lutfetti…

İnşâallâh, bu lutfun devâmı olarak «Mal ve evlâdın hiçbir fayda sağlamayacağı…» (eş-Şuarâ, 88) mükâfât ve cezâ gününde, yüce şefaatinize mazhar olurum. Naîm Cenneti’ne ilk girenler ile size kavuşmak için gece ve gündüz yalvarıp duâ etmekte olan ümmetinizden, işte bu suçlu, âsî ve bütün kazancı isyan olan Mahmud Han oğlu Abdülazîz Han Gâzî’nin, peygamberlik şânı Efendimiz huzûrunda hesap olunacağını ve (işlediği her türlü) suç ve isyânı ikrâr ve îtirâf ediciyim. (Bu hakîkati ifâde ve şefaatinizi istirhâm için yâ Resûlallâh) o merhamet dağıtan kapınıza keder dolu şu arzuhâli takdîme cür’et ettim.

Bütün günahlarıma estağfirullâh! Tekrar tekrar estağfirullâh!..
Amân, el-amân yâ Resûlallâh! Mahrum gönderme!..
Ey Fâtımâtü’z-Zehrâ -radıyallâhu anhâ-’nın babası! Salât ü selâm Sen’in üzerine olsun!
Ey Hasan ve Hüseyin’in dedesi! Sana salât ü selâm olsun!
Ey öncekilerin de sonrakilerin de Efendisi! Salât ü selâm olsun Sana!..”

Kaynak: Osman Nuri Topbaş, Faziletler Medeniyeti 1, Erkam Yayınları

SULTAN ABDÜLAZİZ KİMDİR?

Hamleci rûhuyla devletin inkırâzına “dur” diyebilen mazlum ve şehîd pâdişah Sultan Abdülaziz Han (1830-1876) 32. Osmanlı pâdişâhıdır.

 

Babası Sultan 2. Mahmûd, annesi büyük hayır ve hasenât sahibi Pertevniyal Sultan’dır. 1861 yılında tahta geçti. Saltanat müddeti 14 senedir. Zekî ve hamleci bir pâ­di­şahtı. Kendisine küçük yaştan itibaren gâyet îtinâlı bir tahsîl yaptırılmıştı.

Sultan Abdülazîz’den evvel “Tanzîmat Fermânı” ile Batı hayranlığı yolu açılmış ve bu istikâmette atılan adımlar, halkın rûhunda devlete karşı ilk küskünlük tohumlarını filizlendirmeye başlamıştı. 2. Mahmûd ve halefi Abdülmecîd, Batı taklitçiliğine âlet olmuş, an’anevî ordu şeklimiz olan yeniçerilik ilgâ edilmiş, resmî cenâze merâsimleri bando-mızıkayla yapılmaya başlanmıştı. Milletin tab’ına zıt olan bu çeşitli ıslahat hareketleriyle devlet, tebaasına yabancılaşmış ve yapısını besleyen rûhâniyet ve mâneviyat dün­yasından uzaklaşmaya başlamıştı.

Halk küskündü; devlet adamları da, Batı dün­yasının gerçekleştirdiği terakkî karşısında şaşkın ve mütereddit bir hâldeydi. İslâm’ın düşmanları ise, Batı ile aramızda büyüyen terakkî mesâfesinin vebâlini, muazzez İslâm’a yüklemek için sinsi bir propaganda faâliyetine girişmişlerdi. Öyle ki, daha sonra şâir Ziyâ Paşa bu durumu, şu beyti ile ifâde edecekti:

İslâm imiş devlete pâbend-i terakkî,
Evvel yoğ idi işbu rivâyet yeni çıktı!..

“Devletin terakkîsine engel ve ayakbağı İslâm imiş(!).. Eski­den beri İslâm’ın rûhundaki dinamizm, bir terakkî âmili olarak kabûl olunurken şimdi nasıl oldu da bunun aksine böyle bir rivâ­yet ve kanaat ortaya çıktı?..”

YEGANE ÇARE AVRUPALILAŞMAK MI?

Hâlbuki Avrupa’daki terakkî, hris­ti­yanlığın veya ona dayanan usûl, erkân ve kültürün bir eseri değildi. Bu keyfiyet, Amerika’nın keşfedilmesi ve buradan büyük bir bâkir servet elde edilmesi, buharlı geminin îcâdıyla Afrika’nın güneyindeki Ümit Burnu’ndan dolaşılması ve bu sû­ret­le baharat, ipekli kumaşlar gibi uzakdoğu mallarının Batı’ya aktarılışıyla ticâret yollarının değişmiş bulunması ve bütün bunların neticesinde Avrupa’da bir “sanayi inkılâbı”nın yaşanması gibi büsbütün başka ve sırf iktisâdî olan sebeplerin eseriydi.

Hal böyleyken, düşmanlarımız iki âlem arasındaki farkı, yanlış bir te’vîl, tefsîr ve telkîn ile bizi kendi orijinal dün­ya görüşümüzden, ictimâî nizâmımızdan, tamamen İslâmî olan hayat üslûbumuzdan ve rûhânî hayatımızdan uzaklaştırmaya başladılar. Bu yanlış yolu, bize kasten doğru gösterip terakkî için yegâne çarenin Avrupalılaşmak olduğunu telkîn ettiler. Ne hazindir ki bu telkîn, başta devrin paşaları olmak üzere pâ­di­şahları bile tesiri altına alacak kadar genişledi.

ASIRLARDIR MAĞLUBİYET GÖRMEMİŞ OSMANLI BU DÖNEMDE NASIL?

Diğer taraftan 1826 yılında yeniçeriliğin kaldırılmasıyla an’anevî ordu nizâmı bozulduğundan, iki yıl sonra Ruslar, on beş bin kişi gibi cüz’î bir kuvvetle Edirne’ye sarkabilmişlerdi. 1829 yılında Yunanistan’ın kuruluşu emr-i vâkîsi ile karşılaşılmıştı. 1832’de bir Osmanlı vâlisi olan Kavalalı Mehmed Ali Paşa’nın ordusu, Kütahya’ya kadar gelebilmişti ve asırlardan beri mağlûbiyet görmemiş bir devlet olan Osmanlı, bu durum karşısında Rusya’dan yardım istemek mecbûriyetinde kalmıştı. Bütün bunlar da, millî gururu rencide etmiş, vicdanlar rahatsız olmuştu.

2. Mahmûd, devrinin gâilelerinden teessüre kapılmış, verem hastalığına yakalanmıştı. Cılız, hastalıklı ve Batı karşısında âciz bir pâ­di­şahtı. Halefi Sultan Abdülmecîd de aynı Batı taklitçiliği yolunda yürümüştü.

Kaynak: Abide Şahsiyetleri ve Müesseseleriyle OSMANLI, Osman Nuri Topbaş, Erkam Yayınları, 2013

 

Kaynak: Editör:
 SAYFAMIZI BEĞENEREK  SİTEMİZE DESTEK OLABİLİRSİNİZ.. 
 
Etiketler: SULTAN, ABDÜLAZİZ’İN, PEYGAMBERİMİZE, YAZDIĞI, MEKTUP,

 dhbt kitabı Ferhat Erdoğan

Haber Videosu
HUTBELER

ARAPÇA DERSLER

CANLI MEKKE/MEDİNE

3D CAMİLER

3D CAMİLER

Alıntı Yazarlar
Süper Lig
Takımlar
P
Av
M
B
G
O
1
Galatasaray
18
0
2
0
6
8
2
Başakşehir
15
0
1
3
4
8
3
Beşiktaş
15
0
1
3
4
8
4
Kasımpaşa
15
0
3
0
5
8
5
Trabzonspor
13
0
3
1
4
8
6
Antalyaspor
13
0
3
1
4
8
7
Alanyaspor
12
0
4
0
4
8
8
Göztepe
12
0
4
0
4
8
9
Yeni Malatyaspor
12
0
2
3
3
8
10
Konyaspor
12
0
2
3
3
8
11
Ankaragücü
10
0
4
1
3
8
12
Sivasspor
9
0
3
3
2
8
13
Kayserispor
9
0
3
3
2
8
14
Fenerbahçe
8
0
4
2
2
8
15
Bursaspor
8
0
2
5
1
8
16
Çaykur Rizespor
7
0
3
4
1
8
17
Akhisar Bld. Spor
5
0
5
2
1
8
18
E. Buyuksehir
5
0
5
2
1
8